16 Aralık 2013 Pazartesi

Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar...

Tozlu raflar arasına saklanmış, yıllanmış resimler.. Kiminin ucu yırtılmış, kiminin rengi sararmış. O an mutlulukla gülümseyen herkes birbirini görmez olmuş. Resimler gibi anıları da kaldırmışız o tozlu raflara. 
Sözlere gerek kalmamış, tüm anılar mazide kalmış.
Zamanın acımasızlığına teslim mi olmalı? Yoksa hiçbir fikrimizin olmadığı, nerede olduğunu bile bilmediğimiz hayaletleri, hayatımızın orta yerine mi koymalıyız? Zaman zaman rüyalarımıza girip hesap mi sormalılar? Yoksa arayıp bulup yarım kalmış bir şeyleri onarmaya mı çalışmalıyız? Hangisinde daha az yalnız hissederiz kendimizi? Hangisi kısır döngü hayatlarımızın akışını kolaylaştırır?
Geçmişi bir çizgi çekip unutmak mı gerek, yoksa indirip tozlu raflardan, onu mu yaşamak gerek?
Hiçbiri doğru değil galiba. Ne benimki gibi acımasız olmak, ne de bir takıntı gibi durup durup onu deşmek...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder